Genellikle resmi, yani kurumsal, eğitimle bir kullanıldığından bağlama göre öğretim, öğrenim gibi kavramlarla sıkça karıştırılmaktadır. Bu söylemde düşünüldüğünde eğitim kavramı iki genel çatıda tartışılabilir: toplumsal ve kurumsal eğitim.
Türkiye'de Eğitim
Türkiye'de eğitim ilk olarak öğrenci merkezli bir sisteme dönüştürülmelidir.Yani program öğrenci potansiyeline ve ilgi alanına göre her öğrenciye ayrı ayrı olarak düzenlenmelidir.Öğrencilere kişilikleri,yetenekleri ve istekleri göz önünde bulundurularak,şahsa özel bir eğitim programı hazırlanmalı ve izlenmelidir.Bu sayede günümüz öğrencisinin okula olan ilgisizliği azalmış olacak ve her öğrenci ilgili olduğu alanlardaki dersleri aldığı için daha başarılı olacaktır.
EÄŸitim Felsefesi
Eğitimin bugününü iyi anlamak için eğitimin tarihsel değişimini anlamakta yarar vardır. Tarih boyunca ortama ve uygulamalara göre değişik egitim tanımları yapılmıştır. Günümüzde eğitimin insan faaliyetlerindeki etkisi bugüne kadar olan uygulumaların en karmaşık olanıdır. Genel bir bakışla eğitim bir takım becerilerin öğretim ve öğrenim şeması içerisinde; insan'ın bilgi, sezinleme ve akıl işlevlerini geliştiren faliyetler ve kavramlar bütünü olarak ele alınmaktadır. Bu tanım çok soyut olup somut uygulamalar üzerinde anlayış geliştirmeye yardım etmemektedir.
Eğitim felsefesi eğitimin amacı, doğası ve içeriğine ilişkin çalışmalarla ilgilenir. Bilginin kendisinin olduğu kadar bilen zihnin doğası ve otorite problemleri, eğitim ve toplum ilişkisi gibi konular eğitim felsefesinin konuları arasında yer alır. Rousseau'nun döneminden bu yana eğitim felsefesi gelişim psikolojisi ve gelişme teorileriyle bağlantılı olmaya devam etmiştir.
Eğitimden beklenen temel amaçlar şunlardır: Sivil toplum sorumluluk, fikir ve girişimci eğitimli vatandaşlara dayalıdır. Her alandaki ilerleme okullaşmanın meydana getirdiği eğitimin kapasitesine bağlıdır. Bu durumda eğitim bireyin, toplumun ve gelecekteki insanlığın gelişim ve refahını güçlendirmeyi amaçlar.
Uygulamalar
Eğitimin tek tanımlı (monolitik) olmadığı gerçeğinden dolayı eğitim kavramına birçok değişik boyuttan yakaşılmaktadır. Birçok boyutun var olmasının temel nedenleri:
- Öğrencinin gelişimsel düzeyinin,
- Öğrenim ortamının etkisinin,
- Aktarılmak istenen bilgi yapısının,
- Öğrenim Teorilerinin etkisinin,
- EÄŸitim Teorilerinin etkisinin,
- Okul öncesi eğitim, genel eğitim, meslek eğitimi, hayat boyu öğrenim
- Bireysel eÄŸitim, gurup eÄŸitimi, programli eÄŸitim, bilgisayar destekli eÄŸitim, uzaktan eÄŸitim
- Çocuk eğitimi, gelişkin eğitimi, özürlü eğitimi, üstün yetenekli eğitimi
- kavram eÄŸitimi, beceri eÄŸitimi
Mesuliyet ve Ölçme-Değerlendirme
Eğitim rasgele oluşan bir faliyet değildir. Eğitsel faliyetlerin belli bir amacı vardır ve bu bağlamda planlı bir olgudur. Eğitimin planlı yapısının bir uzantısı Eğitimde Mesuliyet (accountability) kavramını gerektirir. Bu sebepden dolayı bu iki konunun aynı boyutlarda ele alınması gerekir. Ayrıca eğitimin amaçları doğrultusunda gelişip gelişmediğini anlamak için Eğitsel Ölçme ve Eğitsel Değerlendirme faliyetleri eğitim yapısının bir parçasını oluşturur. Plan - Mesuliyet - Ölçme/Değerlendirme birbirlerin tamamlayan ve mana kazandıran üç kavramdır. Plan olmadan mesuliyetler dayanaksız kalmakda, ölçme değerlendirme ise neyin, kimin ve nasıl üzerine tanımlanacağını bu kavramlar sayesinde belirler.
Eğitim Mesuliyeti eğitimde yeniden yapılandırma taraftarlarının üstünde durduğu en önemli konu olarak geçerliliğini devam ettirmektedir. Eğitim Mesuliyeti eğitimin bütün faliyetlerini kapsamaktadır. Eğitim faliyetlerinde etkisi olan birimlerin hangi amaç doğrultusunda sorumlu ve etkili olduğu tam olarak belirlenmesini içerir. Buna en güzel örnek okul tuvaletlerinde yaşanmaktadır.
Tuvalet temizliğinde ortaya çıkan bir aksama için sorumluluk şeması
Sorun -> hademeolarak gerçekleşmektedir.
-> müdür yardımcısıÇözüm <- hademe <-
-> müdüralım satım <-
-> il eğitim müdürlüğü (birden fazla imza)müdür <-
-> milli eğitim bakanlığı (onlarca imza)il eğitim müdürlüğü <-
-> eğitim bütçesi planlama kordinasyonu (onlarca imza)maliye bakanlığı <-
-> meclis (550 dolayında imza)
Ölçme ve değerlendirme birbiriyle ilişkili ve çok boyutlu kavramlardır. Eğitsel değerlendirme Türkiyede dar anlamı olan öğrencinin öğrenme seviyesi olarak algılanmaktadır. Geniş anlamıyla eğitsel değerlendirme eğitimin bütününü kapsamaktadır. Eğitsel Değerlendirme diğer karar verme mekanızmalarında olduğu gibi kalite kontrolü geçerlidir. Eğitsel değerlendirmemin kalite kontrolu eğitsel geçerlilik ve eğitsel güvenirlik (soru analizi, ..) yapıları için sunulan kanıtlarla sağlanmaktadır. Milli eğitim içinde en yaygın ölçme değerlendirme metodu olarak istatistiksel değerlendirme metodlar gurubu kullanılmaktadır. Türk eğitim kurumlarında Klasik Ölçme Teorisi çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Öğrenci davranıslarını test kitapçığı bağlamında daha güvenilir olarak modelleyen Soru Cevap Teorisi üniversite seçme sınavında değerlendirmelerinde kullanılmaya çalışılmaktadır. Günümüzün en gelişmiş istatistiksel metodu olan Bireysel Test sistemi uygulamaları Türkiye'de bulunmamaktadır.
Müfredat
Geniş anlamıyla Müfredat planı eğitsel faliyetlerin bir okul tarafından yürütülmesi önceden belirlenmiş bir alan içinde (okul binasi, atletizim sahası, hastane gibi) olarak tanımlanmaktadır. [Todd, E. A.(1965) Curriculum Development and Instructional Planning]
Tyler [1949] Müfredatı tanımlarken 4 ana soru içinde çalışılması gerekdiğini önermektedir.
- Hangi eğitimsel amaçlar güdülmekte
- Hangi eğitsel metodlar ile belirlenen amaçlara ulaşılacak
- Belirlenen süre, amaç ve metodların nasıl organize edileceği
- Organize olmuş (planlanmış) süre, amaç ve metodların nasıl ölçüleceği
--------------------------------------------------------------
EĞİTİM, dar tanımıyla yeni kuÅŸakların gerekÂli bilgi, beceri, deney ve deÄŸerleri elde etmeÂleri ve kiÅŸiliklerini geliÅŸtirebilmeleri amacıyla sürdürülen etkinliktir. GeniÅŸ tanımıyla eÄŸiÂtim, okulöncesinde aile ve çevrede baÅŸlar, okul sırasında ve yaÅŸamın tüm evrelerinde sürer. ÇaÄŸlar boyunca kültürel, toplumsal ve ekonomik geÂliÅŸmenin gerektirdiÄŸi insanların yetiÅŸtirilmesi için eÄŸitim gerekli olmuÅŸtur. İlk insan topluluklarında çocukların topluluÄŸun beceriÂlerini, geleneklerini ve inançlarını benimseÂmesi, yetiÅŸkinlerin avlanma, ekip biçme, yeÂmek piÅŸirme gibi eylemlerine katılma yoluyla oldu. BaÅŸlangıçta, bütün toplumsal çevre ve etkinlikler eÄŸitici iÅŸlev görürken, yetiÅŸkinlerin tümü de öğretmen konumundaydı.Toplumlar karmaşıklaÅŸtıkça yeni kuÅŸaklara aktarılacak bilgi birikimi de arttı. Bu geliÅŸmeÂlerin sonunda eÄŸitimin okul adı verilen kuÂrumlarda, uzman kiÅŸilerin aracılığıyla yürütülÂmesi gerekli oldu. EÄŸitim ve eÄŸitim kurumları toplumsal geliÅŸmenin önemli bir parçası duruÂmuna geldi.
Eski Uygarlıklarda Eğitim
Eski Mısır'da ise devlet görevlilerinin ve rahiplerin denetiminde iki tür okul vardı. Beş yaşında okula alınan erkek çocuklar önce okuma yazma öğrenir; 13-14 yaşına gelince ileride çalışacakları yerlerde pratik eğitim görür; rahipliğe ayrılanlar ise 17 yaşından sonra özel okullara giderlerdi. Bu okullarda ezbere dayalı bir eğitim, sıkı bir disiplin ve dayak vardı. Arkeologların Mısır'da bulduğu kil bir tablette "Beni dövdün, bilgi kafama girdi" yazılmıştı. Okullarda tıp, matematik ve geometri gibi bilim dallarında eğitim verilirdi. Mimarlık, mühendislik ve heykeltıraşlık ise okul dışında, ustalardan öğrenilirdi.
Bugün Çin'de geçerli harflerin çoÄŸu bunÂdan 3.000 yıl önce bulunmuÅŸtu. Daha önce söz edilen uygarlıklardan farklı olarak Çin'de ahlaksal duyarlık aşılayan, kiÅŸinin baÅŸkalarına ve devlete karşı görevlerini öğreten bir eÄŸitim anlayışı vardı. Uygarlığın baÅŸlangıcında bile uyumlu insan iliÅŸkilerine, müziÄŸe ve dinsel törenlere verilen önem eÄŸitimde de kendini gösteriyordu.
Amerika'da Kolomb öncesi uygarlıklara iliÅŸkin arkeolojik bulgular pek ipucu vermiÂyorsa da Mayalar'ın ve İnkalar'ın çok geliÅŸkin takvimler kullanmış olmaları astronomi ve matematikte çok ileri gittiklerini gösterir. Aztekler'in yapmış oldukları görkemli tapıÂnaklar ve Mayalar'ın karmaşık yapı sistemi de iyi bir eÄŸitimin kanıtlarıdır. Bu uygarlıklarda eÄŸitimin amacı meslek bilgisi vermek ve kiÅŸiliÄŸin geliÅŸmesine yardımcı olmaktı.
En eski uygarlıklardan birinin beÅŸiÄŸi olan Hindistan'da birbirinden katı kurallarla ayrıÂlan sınıflar vardı (bak. Kast). Bu sınıflardan din adamı Brahmanlar toplumda saygın bir konuma sahipti; çünkü din ahlakı, felsefeyi, hukuku ve yönetimi kapsayıcı bir nitelikteydi. EÄŸitim de bu nedenle dinden kaynaklanıyorÂdu. Çocuklar yedi yaşına kadar evde, yediden 16'ya kadar okulda, 16'dan sonra da, ünlü düşünürlerin ve öğretmenlerin ders verdiÄŸi kurumlarda okurlardı. Öğretim kızlara yasakÂlanmamıştı, ama kız çocuklar genellikle evde eÄŸitilirdi. Çocukların eÄŸitileceÄŸi konular içinÂde bulundukları kasta göre deÄŸiÅŸirdi. Ne var ki, hangi kasttan olursa olsun öğrenciÂnin sade bir yaÅŸam sürmesi, sert bir yatakta yatması, süsten kaçınması beklenirdi. HindisÂtan'da Budacıhk'la birlikte eÄŸitimde sınıflar arası ayrım kalktı. Manastırlar baÅŸlıca eÄŸitim merkezlen durumuna geldi.
Yahudiler'de eÄŸitim aile içinde, annenin çocuklara temel bilgileri öğretmesiyle baÅŸlarÂdı. Baba ise oÄŸullarını toplumun törelerine uygun biçimde eÄŸitir, onlara din eÄŸitimi verir ve el becerileri öğretirdi. Amacı din bilgisi vermek olan okullarda Tevrat öğretilir, okuÂma, yazma ve matematik dersleri verilirdi. EÄŸitimin dine dayalı olması İS 7()'te Kudüs' teki tapınak yıkıldıktan ve Yahudiler dağılÂdıktan sonra da ulusal birliÄŸin korunmasına yardımcı oldu. Eski Yunanda eÄŸitim jimnastik ve müzik yoluyla insanın çok yönlü geliÅŸimini amaç edinmiÅŸti. Sparta'da çocuklar yedi yaşına kadar ailenin yanında kalır, yedi yaşından sonra da devlete ait eÄŸitim kurumlarına gönÂderilirlerdi. Bu kurumlarda 30 yaşına kadar okuma, yazma ve matematiÄŸin yanı sıra, savaÅŸ ve devlet yönetimi üzerine de eÄŸitim görürlerdi. Atina'da eÄŸitim, Sparta'nın tersiÂne bir devlet iÅŸi olarak deÄŸil, özel kiÅŸilerin iÅŸi olarak özgür bırakılmıştı. Bu kiÅŸilerin açtığı okullarda müzik, jimnastik dersleriyle birlikte edebiyat, dilbilgisi, matematik ve felsefe gibi dersler de okutuluyordu. Bir okullar kenti olan Atina'da eÄŸitim iki yıllık askerlik döneÂmi ile sona ererdi. Yunanlı filozof Platon. Cumhuriyet adlı kitabında devletin görevleÂrinden biri olmasını öngördüğü eÄŸitimde erdem ve bilgeliÄŸin öneminden söz eder. Platon ile birlikte öbür Yunan filozoflarının düşünceleri birçok batı ülkesinin eÄŸitimi üzeÂrinde etkili olmuÅŸtur.
Eskiçağın ikinci önemli merkezi olan Roma'da eÄŸitim. Eski Yunan'daki gibi kuramsal olmayıp yaÅŸamın gereklerine yanıt verecek biçimde düzenlenmiÅŸti. Roma'da eÄŸitimin amacı iyi yurttaÅŸ yetiÅŸtirmekti. Bu görevi aile kurumu yüklenmiÅŸti. Kız çocuklar evde anneÂlerinin yanında ev iÅŸlerini öğrenir, erkek çocuklar önce babalarıyla birlikte çalışır, daÂha sonra da bir ustanın yanında meslek öğre nirlerdi.Öğrencileri sınıflara ayırma yöntemi ilk kez Roma'da uygulanmış, daha sonra da tüm imparatorluÄŸa yayılmıştı. Bu okullarda okuma, yazma, edebiyat, konuÅŸma sanatı ve Latince öğretilmekteydi.
Bizans İmparatorluÄŸumda yalnızca varlıklı kesimlerin çocuklarının okula gitme olanağı vardı. Okullarda Homeros'un yapıtları okutuÂlur, matematik, dilbilgisi ve din dersleri veriÂlirdi. Manastırlar ise baÅŸlı başına dinsel eÄŸitiÂme ağırlık veriyordu. Konstantinopolis (buÂgün İstanbul), İskenderiye ve Antakya'da üniversiteler vardı. Bu üniversitelerde beÅŸeri bilimler. Yunan klasikleri, konuÅŸma sanatı, dilbilgisi, felsefe, geometri, astronomi, manÂtık ve ÅŸiir yazma dersleri verilirdi.
İslam dünyasında Abbasi yönetimi sırasınÂda bilim ve eÄŸitimin en parlak dönemi yaÅŸanÂdı. Platon, Aristo, Hipokrat gibi bilim adamı ve düşünürlerin yapıtları Arapça'ya çevrildi. Dinsel eÄŸitimin yanı sıra, teknik geliÅŸmelerin hızlanmasına yol açan eÄŸitim sürecinde sulaÂmanın, mimarlığın, dokumacılığın, kâğıt üreÂtiminin ve bakırcılığın geliÅŸtirilmesine önem verildi. OrtaçaÄŸda BaÄŸdat, Kurtuba, Sevilla üniversiteleri ünlü araÅŸtırma merkezleri koÂnumundaydı. Bu öğrenim kurumlarında ceÂbir, trigonometri, kimya, fizik, astronomi, tıp, mantık, coÄŸrafya, siyaset, hukuk ve din gibi konularda eÄŸitim yapılıyordu. Ne var ki, yaklaşık 350 yıllık bu yaratıcı dönem 11. yüzyılda sona erdi.
Ortaçağ Avrupa'sı
12. ve 13. yüzyıllara gelindiÄŸinde bazı kentlerde ilk üniversitelerin çekirdeÄŸi olan ve bilimsel tartışmaya ağırlık veren kuruluÅŸlar ortaya çıktı. Bunlar arasında İtalya'da Bolog-na, Fransa'da Paris, İngiltere'de Oxford ve Cambridge sayılabilir. O dönemde bu üniverÂsiteler kadınlara kapalıydı.
Rönesans ve Reform
Avrupa'da 16. yüzyılda baÅŸlayan Protestan reformunun eÄŸitim üzerinde kalıcı bir etkisi oldu. Protestanlar her ülkenin kendi inancını seçme hakkı olduÄŸunu savunuÂyorlardı. Ulusçuluk düşüncesinin güçlenmesiÂne yol açan bu akımın etkisiyle Protestanlık'ı benimseyen ülkelerde okullar giderek ulusal birlik sürecinde önemli iÅŸlevler yüklendi. AyÂrıca eÄŸitiminin yaygınlaÅŸmasına önem veren Protestanlar pek çok ülkede, yoksul kesimÂden çocukların eÄŸitimi için yeni okullar açtıÂlar. Katoliklik inancına baÄŸlı kalan ülkelerde ise Katolik Kilisesi eÄŸitimin denetimini elinde tuttu.
Çağdaş Eğitime Doğru
18. ve 19. yüzyıllar, yeni eÄŸitim ilkelerinin biçimlenerek bazı yerlerde yaÅŸama geçirilmeÂsi, okulların ve sınıfların yeni bir anlayışla düzenlenmesi açısından çok canlı bir dönemÂdir. Jean-Jacques Rousseau'nun, çocuÄŸun doÂÄŸal bir ortamda yetiÅŸmesine yardımcı olmak gerektiÄŸi yolundaki savı, öğretmen-öğrenci iliÅŸkilerinin köklü bir biçimde deÄŸiÅŸtirilmesini öngörüyordu. Rousseau'nun yeni eÄŸitim anlayışına Johann Pestalozzi ve Friedrich Froebel sahip çıktı.
İsviçreli bir eÄŸitimci olan Johann Pestalozzi (1746-1827) çaÄŸdaÅŸ ilkokul eÄŸitiminin öncüsüdür. 1774'te Zürich'te bir yetimhanede uyguÂlamaya baÅŸladığı çocuk eÄŸitimine iliÅŸkin yönÂtemlerini daha sonra 20 yıl süreyle yöneticiliÂÄŸini üstlendiÄŸi bir yatılı okulda geliÅŸtirdi. Daha çok yoksul çocukların eÄŸitimiyle ilgileÂnen Pestalozzi "kafanın, yüreÄŸin ve bedenin uyumu'nu vurgulayarak beden eÄŸitimine, el iÅŸlerine ve oyuna büyük önem verdi.
Çocuk yuvalarının kurucusu Fredrich FroeÂbel (1782-1852) ise ilk çocukluk döneminde oyunun yararı üzerinde durdu. Küçük çocukÂların oyunu ne kadar ciddiye aldıklarının farkına vardı ve onları oynarken eÄŸitmenin yollarını aradı. Oyun. çocuÄŸun geliÅŸiminde renkleri, ayrımları, iliÅŸkileri kavramasını saÄŸÂlıyordu).
Maria Montessori (1870-1952) de 20. yüzyıÂlın başında, küçük çocukların gerek beden, gerek ruh saÄŸlığı için büyüklerden deÄŸiÅŸik bir ortamda yetiÅŸtirilmeleri gerektiÄŸini savundu. Düşüncelerini uygulamaya koyarak, çocuklaÂrın boylarına uygun masa ve iskemleler, becerilerini geliÅŸtirmeleri için özel oyuncaklar saÄŸladı. Montessori'nin çocuk eÄŸitimi konuÂsundaki gözlem ve deneye dayalı uygulamalaÂrı zaman içinde bir eÄŸitim yöntemi olarak anaokullarından baÅŸka ilk ve ortaokullara da yerleÅŸti.
20. yüzyılda dünyanın hemen hemen her yerinde öğrenci sayısında geçmiÅŸe göre büyük bir artış görüldü. EÄŸitimin çeÅŸitli basamaklaÂrında neler öğretilmesi gerektiÄŸi; televizyon, teyp ve bilgisayarların en yararlı biçimÂde nasıl kullanılacağı yolunda tartışmalar gündeme geldi. Psikoloji alanındaki geliÅŸmeÂlerden yararlanan eÄŸitimciler, çocukların basÂkı altında yetiÅŸmelerinin önünü alacak ve öğrenmeyi zevkli bir uÄŸraÅŸ haline getirecek yeni denemelere giriÅŸtiler. ABD'li eÄŸitimci John Devvey çocukların yaparak öğrendikleri deneme okulları kurdu. Az sayıda öğrenciyi kapsamına alan bu gibi okulların yaygınlaÅŸması I. Dünya Savaşı'nın baÅŸlamasıyla yavaÅŸladıysa da 1930'larda yeniÂden canlandı. Bu okullarda çocuklar özyöneÂtim örgütlenmelerinde, spor, tiyatro, araÅŸtırÂma gibi alanlarda sorumluluk almaya özendiÂrildi; öğrencilere yaratıcı etkinlikler ve araÅŸÂtırmalar için uygun ortam saÄŸlandı; çocuk yönetilmekten çok yönlendirildi.
EÄŸitimin toplum gereksinimlerine göre planlandığı sosyalist ülkelerde ülkenin sanayiÂleÅŸmesine ve kalkınmasına yardımcı eÄŸitim programları yapılır. Çocuklar eÄŸitimin çeÅŸitli basamaklarında yeteneklerine ve becerilerine göre yönlendirilir. EÄŸitimin önü kapalı olmaÂyıp, her yaÅŸta meslekte ilerleme ya da meslek edinme olanağı vardır. SSCB'de Ekim Devri-mi'nden sonra eÄŸitimin hızla yaygınlaÅŸtırılmaÂsına ve bazı yeni denemelere giriÅŸildi. BunlaÂrın en ilginçlerinden biri Anton Makarenko' nun (1888-1939) suçlu çocukları topluma kaÂzandırmak için bu çocuklarla birlikte kurduÄŸu üretime yönelik eÄŸitim kurumlarıydı.
EÄŸitime iliÅŸkin denemelerden biri de İsrail' de gerçekleÅŸti. İlki 1909'da kurulan, yönetiÂminin üyelerce paylaşıldığı kibutzlarda çocukÂlar ana babalarından ayrı, topluca bakılır ve eÄŸitilir.
Günümüzde, dünya nüfusu içinde büyük bir ağırlığı olan azgeliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki çok düÂşük okuma yazma oranlan, bu ülkelerin önemli bir temel eÄŸitim sorunuyla karşı karşıÂya bulunduÄŸunu göstermektedir. Oysa herkeÂse parasız eÄŸitim hakkı yalnızca İnsan HaklaÂrı Evrensel Bildirisi'nde deÄŸil, bu ülkelerin anayasal belgelerinde de yer alır. Bu sorunun çözümü ise hükümetlerin eÄŸitim alanına büÂyük miktarlarda para ayırmasından geçmektedir. Bu önemli sorunun yanı sıra eÄŸitim alanında kadın-erkek eÅŸitsizliÄŸi de sürmekteÂdir. Dünyanın birçok yerinde kadınlar, üzerÂlerindeki toplumsal, siyasal ve ekonomik basÂkıların görece azalması sonucu, eÄŸitim olaÂnaklarından daha çok yararlanmakla birlikte, geliÅŸmiÅŸ ülkelerde bile kızların eÄŸitimlerini sürdürme ÅŸansının erkeklere oranla daha az olduÄŸu gözlenmektedir.
Osmanlılarda Eğitim
Osmanlı döneminin baÅŸlıca eÄŸitim kurumları sıbyan mektepleri ile medreselerdir. Vakıflar eliyle kurulan bu okulların dışında kalan, saÂraydaki enderun mektebi ile askeri alanda eÄŸitim veren acemi oÄŸlanlar mektepleri özel amaçlı eÄŸitim kurumlarıdır.
En yaygın eÄŸitim kurumları olan sıbyan mektepleri günümüzdeki ilkokulların karşılığı sayılabilir. Ama bu okulların öğretim progÂramları alfabe. Kuran, Türkçe, çeÅŸitli dinsel bilgiler ve güzel yazı gibi sınırlı sayıdaki dersÂten oluÅŸuyordu. Sonraları mahalle mektebi olarak da nitelenen bu okullar, halkın temel okuma yazma gereksinimine bir ölçüde de olÂsa cevap veren kurumlar olduklarından, daha çaÄŸdaÅŸ okulların açıldığı Tanzimat döneminde bile varlıklarını korumuÅŸlardır.
Osmanlı döneminde, eÄŸitimin bundan sonÂraki aÅŸamasını oluÅŸturan medreseler dinsel teÂmele dayalı öğretim kurumlarıydı. MedreseÂlerin çeÅŸitli basamakları vardı. Anadolu ve Rumeli'nin hemen hemen her kentinde ve kaÂsabasında bulunan medreselerin çoÄŸu ortaÂokul ya da lise düzeyinde öğretim yapan kuruÂluÅŸlardı. Buraları bitiren öğrenciler yükseköğÂrenim için Edirne, Bursa, İstanbul gibi büyük merkezlerdeki medreselere giderlerdi. En üst düzeyde öğretim yapan kurumlar İstanbul'daÂki Fatih ve Süleymaniye medreseleriydi. Süley-maniye'de tıp eÄŸitimi veren bir Tıp MedreseÂsi de vardı. Ortaokul ve lise düzeyindeki medÂreseleri bitirenler genellikle imam. hatip, müftü ve sıbyan mektebi öğretmenliÄŸi gibi göÂrevlere atanırlardı. Daha yüksek medreseleri bitirenler ise mahkemelerde her türlü davaya bakmak üzere kadı ya da medrese öğretmeni yani müderris olurlardı. ÇeÅŸitli devlet daireleÂrinin memur gereksinimi de gene medreselerÂden karşılanırdı.
Ekonomik ve toplumsal yapıdaki bozulmaya baÄŸlı olarak vakıf gelirlerinin azalması, öğrenci sayısındaki hızlı artış sonucu eÄŸitim düzeyinin düşmesi gibi nedenlerle medreseler 17. vüzvıl-dan sonra gerilemiÅŸ ama geleneksel eÄŸitim kuÂrumları olarak varlıklarını Cumhuriyet döneÂmine kadar sürdürmüşlerdir.
Osmanlı Devleti 18. yüzyılda Avrupa devÂletlerinin üstünlüğünü hemen hemen her alanda görmeye baÅŸlayınca iç düzeninde deÄŸiÂÅŸiklikler yapma gereksinimi duydu. Batının üstünlüğü önce askeri alanda kendini gösterÂdiÄŸi için ilk deÄŸiÅŸiklikler de bu yönde oldu. I. Mahmud döneminde (1730-54) 1734'te İsÂtanbul'da fen bilimleri öğretimi temeline dayalı Humbarahane (Topçu MühendisliÄŸi Okulu) kurma giriÅŸiminin yeniçerilerin karşı çıkmaları sonucunda baÅŸarısızlığa uÄŸramasına karşın yenileÅŸme çabaları sürdü. 1773'te DeÂniz Mühendishanesi'nin. 1793'te de Kara Mü-hendishanesi'nin kurulması bu yoldaki mücaÂdelenin sonucudur. Daha kapsamlı yenilikleÂrin yapıldığı II. Mahmud dönemi (1808-39) eÄŸitim düzenindeki deÄŸiÅŸmeler bakımından da önemlidir. II. Mahmud 1824'te ilköğretimi herkes için zorunlu kılan bir ferman çıkardıkÂtan sonra, 1826'da çaÄŸdaÅŸ tıp öğrenimi için Tıphane'yi, 1834'te de yeni ordunun subay gereksinimini karşılamak amacıyla Harp Okulu'nu kurdurdu. Mesleki ve askeri eÄŸitiÂmin yanı sıra sivil eÄŸitime de devlet eli gene onun döneminde uzandı. İlki 1838'de açılan rüştiyeler, sıbyan mekteplerinin yetersiz göÂrülen eÄŸitimine karşı daha düzeyli bir eÄŸitim vermeyi amaçlıyordu. İlk ve ortaokul öğretiÂmini kapsayan temel eÄŸitim kurumları olarak düşünülen rüştiyeler, Tanzimat döneminde ilköğretimin ayrıca örgütlenmesinden sonra, ortaöğretimin ilk basamağını oluÅŸturan okullaÂra dönüştüler.
Tanzimat döneminde eÄŸitim alanında da birçok köklü deÄŸiÅŸiklik gerçekleÅŸtirildi. En baÅŸÂta, II. Mahmud döneminde baÅŸlayan, eÄŸitimin devlet eliyle örgütlenmesi kurumlaÅŸtınldı. 1845'te Maarif Meclisi'nin oluÅŸturulmasıyla baÅŸlayan bu geliÅŸme 1857'de Maarif-i Umumiye Neza-reti'nin (Genel EÄŸitim Bakanlığı) kurulmasıyÂla sonuçlandı. 1869'da yayımlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'yle (Genel EÄŸitim Tüzüğü) eÄŸitim örgütünün iç iÅŸleyiÅŸi kesin kuÂrallara baÄŸlandı; her düzeydeki okulun uyguÂlayacağı öğretim programı belirlendi. ÖğreÂtim kademeleri batıdaki örnekleri gibi ilk, orÂta ve yüksek olarak üçe ayrıldı. İlkokullar yaygınlaşıncaya kadar sıbyan mektepleri öğÂretimin birinci basamağı olarak düşünüldü ve öğretim programlarında yeni düzenlemelere gidildi. Rüştiye (ortaokul) ve idadi (lise) olÂmak üzere iki basamaklı ortaöğretim kurumÂları İstanbul'dan baÅŸlanarak, Osmanlı ülkesiÂnin her yanında yaygınlaÅŸtırılmaya çalışıldı. Bu yeni kurumların öğretim programlarını uygulayacak öğretmenlerin yetiÅŸtirilmesi amacıyla da her basamak için ayrı öğretmen okulları açıldı. Ayrıca çeÅŸitli alanlardaki mesÂleki ve teknik öğretmen gereksinimini karşılaÂyacak orta ve yüksek düzeyde birçok okul kuÂruldu. Kız çocuklarının eÄŸitimi de ilk kez TanÂzimat döneminde gündeme gelmiÅŸ, daha çok ortaöğretim düzeyinde ayrı kız okulları, öğÂretmen ve meslek okulları açılmıştır. Tanzimat döneminde gerçekleÅŸtirilen önemli bir yenilik de çaÄŸdaÅŸ bir yükseköğretim kurumu olan üniÂversitenin kurulmasıdır. 1845'te açılmasına karar verilen Darülfünun (üniversite) anÂcak 1863'te İstanbul'da öğretime baÅŸlayabildi; ama medreselerin tepkisi yüzünden fazla ya-ÅŸayamadı. 1870'te ikinci kez açılan üniversiteÂnin de ömrü kısa oldu; en sonunda 190ü'de kurulan üniversite bir daha kapanmadı. TanÂzimat döneminde görülen yeniliklerden biri de, gereksinim duyulan alanlarda teknik ve öğretici eleman yetiÅŸtirmek amacıyla üniversiÂteye ilk kez batıdan öğretim üyesi getirtilme-sidir. Gene bu yıllarda medreselerde Arapça' nin yanı sıra Türkçe ve Farsça okutulmaya baÅŸlandı. II. MeÅŸrutiyet ayrıca eÄŸitim sorunlaÂrının geniÅŸ biçimde tartışıldığı, eÄŸitimle ilgili birçok kitap ve derginin yayımlandığı bir döÂnem oldu.
Mütareke ve KurtuluÅŸ Savaşı döneminde (1918-23), her alanda olduÄŸu gibi eÄŸitim alaÂnında da çeÅŸitli zorluklar yaÅŸanmıştır. MustaÂfa Kemal bu zorlu savaÅŸ sırasında bile, eÄŸitiÂme verdiÄŸi önemin bir göstergesi olarak192Tdc Ankara'da I. Maarif Kongresi'ni topÂlamış, kongreye katılan öğretmenlerden "milÂli bir eÄŸitim sistemi" yaratmalarını istemiÅŸtir.
Cumhuriyet Türkiye'si
Cumhuriyet dönemi eÄŸitiminin düzenlenÂmesinde, 1924'te yürürlüğe giren Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun (öğretimin birleÅŸtirilÂmesi yasası) önemli bir yeri vardır. Bu yasaya göre bütün okullar Milli EÄŸitim Bakanlığı'na baÄŸlandı. Ulusal ve laik bir eÄŸitim sistemi beÂnimsenerek, eski dinci yapı terk edildi. MedÂreseler kapatılarak, din iÅŸleri devlet örgütü içinde yer alan bir kuruluÅŸ yoluyla yürütülmeÂye baÅŸlandı. 1926'da ilk kez kız ve erkek çoÂcukların birlikte eÄŸitim gördüğü karma okulÂlar açıldı.
1928'de Arap alfabesi yerine Latin harfleri kabul edildi. 1930-40 arası, eÄŸitimin toplumÂsal geliÅŸme ile birlikte ele alındığı bir dönem oldu. Açılan Millet Mektepleri'ne 15-45 yaÅŸ arasındaki tüm yurttaÅŸların gitmesi zorunluluÂÄŸu getirildi. 1933'te Milli EÄŸitim Åžurası oluÅŸÂturuldu. EÄŸitim sisteminin düzenlenmesi ve çağın gereÄŸine uygun biçimde yenileÅŸtirilmesi çalışmalarını sürdüren ÅŸuralar I988'e kadar 14 kez toplandı.
1933'te tüm din dersleri okul programlarınÂdan çıkarıldı. Ne var ki, bu dersler 1949'da ilköğretim, 1956'da ortaöğretim programlarıÂna seçmeli ders olarak yeniden kondu. 1982'ye kadar "seçmeli" olan din kültürü ve ahlak dersi, 1982 Anayasası'yla ilk ve ortaöğÂretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına girdi. Bunun yanı sıra bugün Türkiye' de din eÄŸitimi imam hatip okulları, Kuran kursları. Yüksek İslam Enstitüsü ve İlahiyat Fakiiltesi'nde verilmektedir. Ortaöğretimde din eÄŸitimi görenler üniversitelere girebildikÂleri için bu eÄŸitim artık yalnızca din görevlileri yetiÅŸtiren bir meslek eÄŸitimi olmaktan çıkÂmıştır.
1933'te Darülfünun (üniversite) bir yasa ile kaldırılarak İstanbul Üniversitesi kuruldu. Tam bu sırada Hitler faÅŸizminin baskısı yüÂzünden Almanya'dan ayrılmak zorunda kalan bazı Musevi kökenli ya da ilerici bilim adamÂları Türkiye'ye geldi. II. Dünya Savaşı sonraÂsına kadar Türkiye'de kalan bu profesörler, İstanbul ve Ankara'daki üniversitelerimizde görev aldılar ve Türkiye'de yükseköğretim sisteminin oluÅŸumuna katkıda bulundular.
1946'da yürürlüğe giren Üniversiteler KaÂnunu köklü bir deÄŸiÅŸimin baÅŸlangıcı oldu. Üniversiteler bilimsel ve idari özerkliÄŸi (kendi kendini yönetme yetkisi) olan kuruluÅŸlar duÂrumuna geldi. Bu yasa ile birlikte kurulan Üniversitelerarası Kurul'un görevi, yalnızca üniversitelerarası iÅŸbirliÄŸini saÄŸlamak ve ortak sorunların çözülmesine yardımcı olmaktı. 1961 Anayasası ile üniversitelere daha geniÅŸ bilimsel ve idari özerklik tanındı. 1981"de ise Milli Güvenlik Konseyi tarafından yeni bir yükseköğretim yasası çıkarıldı. Bu yasayla kurulan Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), Türkiye'de yükseköğretimi düzenleyen, üniÂversitelerin bilimsel ve idari çalışmalarını deÂnetleyerek yön veren tek kuruluÅŸ oldu.Atatürk döneminde meslek eÄŸitimi vermek için sanat enstitüleri, ticaret, teknik ve teknik öğretmen okulları açıldı.
Köylerde okuma yazmanın yaygınlaÅŸtırılÂması ve köye uygun bir eÄŸitim sisteminin buÂlunması için çalışmalar yapıldı. Köy okulunun öteki okullardan farklı olarak üretici bir birim olması, bu okullardan çıkan öğrencilerin köÂyün gereksinmelerini karşılayacak bir donanıÂma sahip olmaları gerektiÄŸi savıyla 1942'de köy enstitülerinin kurulmasına geçildi. BaÅŸaÂrıyla uygulanan bu proje sonucu binalarını enstitü öğrencilerinin yaptığı 21 okul kuruldu. 1946'dan sonra bu enstitüler öğretmen okullaÂrına dönüştürüldü
Türkiye'de Eğitim Sistemi
Okulöncesi eÄŸitim ilköğrenim çağına gelÂmemiÅŸ çocukların eÄŸitimini kapsar. Bu eÄŸitim isteÄŸe baÄŸlıdır (bak. anaokulu). Temel eÄŸiÂtim 7-14 yaÅŸlarındaki çocukların eÄŸitimini kapsar. BeÅŸ yıllık zorunlu ilkokul ile zorunlu olmayan üç yıllık ortaokul eÄŸitiminden oluÂÅŸur. Temel eÄŸitimde amaç, gerekli temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkların kazandırılÂmasıdır. Çocuklar bu dönemde kendi ilgi ve becerileri yönünde bir üst öğrenime hazırlaÂnırlar. Ortaöğretim en az üç yıllık öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kuÂrumlarının tümünü kapsar. İlkokulu bitiren her öğrenci isterse ortaöğretime devam eder. Ortaöğretimde amaç öğrencileri ilgi ve beceÂrileri doÄŸrultusunda yükseköğretime ya da bir meslek seçmeye hazırlamaktır. Lise düzeyinÂdeki mesleki ve teknikokullar ise öğrenciyi yalnızca mesleÄŸe hazırlar.
Yükseköğretim, ortaöğretime dayalı en az iki yıllık yükseköğretim veren eÄŸitim kurumÂlarının tümünü kapsar. Yükseköğretimin amacı genç kuÅŸakları ilgi ve becerileri doÄŸrulÂtusunda meslek elemanı olarak yetiÅŸtirmektir. Paralı olan yükseköğretim kurumlarına giriÅŸ iki basamaklı merkezi bir yerleÅŸtirme sınavı ile olmaktadır. Birinci basamağı kazananlar isterlerse iki yıllık ön-lisans bölümlerine kayıt yaptırabilir, ayrıca ikinci basamak sınavına katılma hakkını da kazanırlar. Öğrenciler ikinci basamakta kendi seçim ve puanlarına göre fakültelere yerleÅŸtirilirler. ÜniversitelerÂde öğrenim gören öğrenciler yetenekleri doÄŸÂrultusunda ve sınav yoluyla bir yükseköğretim kurumundan öbürüne geçebilirler.
Yaygın eÄŸitim, örgün eÄŸitimin herhangi bir okulunu tamamlamamış, bırakmış ya da bitirÂmiÅŸ tüm yurttaÅŸlara açıktır. Genel ve mesleki-teknik olmak üzere iki ana bölümden oluÅŸur. Yaygın eÄŸitim, örgün eÄŸitimle bir bütünlük saÄŸlayacak biçimde ekonomik geliÅŸmenin geÂrektirdiÄŸi insanları yetiÅŸtirmeyi amaçlar.
----------------------------------------------------












